2006 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2006 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2012 Perşembe

La science des rêves / The Science of Sleep / Rüya bilmecesi (2006) - Michel Gondry


Fantastik ve şizofrenik bir film.Bayılanda var ayılanda...Ben ortaüstü bir durumdayım,eğlendirici unsurları çok,mesajlar da var.Son olarak izlerseniz birşey kaybemeyeceğinizi söyleyebilirim.En azından kadro süper...

Sürekli rüya görme halinde olduğu için gündelik hayatı altüst olan Stephane Miroux (Gael Garcia Be

rnal) adlı eksantrik bir gencin beyninin içinde gelişen eğlenceli bir romantik komedi fantezisi.Uyku halindeyken "Stephane TV"nin karizmatik sunucusudur. Kartondan yapılma kameralar karşısında "Uyku Bilimi" hakkında yorumlar yapar. Gerçek yaşamındaysa Paris'teki bir takvim yayıncılık şirketinde sıkıcı bir işi vardır. Aynı apartmanda karşı dairede yaşayan Stephanie (Charlotte Gainsbourg) adlı güzel kıza ilgi duyar. Stephanie ilk anda Stephane'den etkilendiği halde sonradan çocuksu tavırlarını ve gerçeklikle zayıf bağlantısını görünce kafası karışarak uzaklaşır.
Stephane'ın kaba kişilikli bir insan olan iş arkadaşı Guy (Alain Chabat), bu işin çözümünün karşıt cinste olduğu önerisinde bulunur ama Stephane onun öğütlerini dinleyemeyecek kadar bulutların üzerindedir. Stephanie'nin kalbindeki sırları uyanıkken çözmeyi başaramayan Stephane, cevaplarını rüyalarında aramaya başlamıştır.
Sınır tanımayan yaratıcılığa dayalı ödüllü filmlerin (Eternal Sunshine of the Spotless Mind), müzik videolarının ve reklam filmlerinin yaratıcısı Michel Gondry'nin senaryosunu yazıp yönettiği "The Science of Sleep"; mukavva tüpler, selofan bantlar ve sınırsız hayal gücüyle şekillenen "kes-yapıştır" harikalar ülkesine tuhaf ötesi bir yolculuğu anlatır.

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10151003264828929&set=o.285196264847327&type=1&theater  

3 Temmuz 2012 Salı

This Is England / Burası İngiltere (2006) - Shane Meadows
2007 İngiltere yapımı. Yönetmeni Shane Meadows. Hayatımda izlediğim en iyi bağımsız filmlerden biri olarak hatırlayacağım muhteşem bir film.

1983 yılı İngiltere’sindeyiz. İngiltere Falkland Adaları için Arjantin’le kısa süren bir savaş yaşamıştır. Bu savaşta babasını kaybeden 12 yaşındaki Shaun annesiyle kenar mahallelerden birinde yaşamaktadır. Zor bir hayatları vardır. Shaun babasını kaybetmiş olmanın verdiği hınçla, asabi, sorumsuz ve kavgacı bir çocuk olmuştur. Bir okul dönüşünde sokak serserilerinden oluşan protest bir grup gençle tanışır, grup üyeleri çocuğu severler ve aralarına kabul ederler. Annesi başta tedirgin olsa da Shaun’un bu gruba duyduğu aidiyet hissine ses çıkarmaz hatta onay verir. Ancak, grubun liderinin eski bir arkadaşı hapisten çıkıp aralarına döndüğünde yaşadıkları hafif serserilik günlerinin aslında ne kadar masum olduğunu anlarız. Yeni gelen genç yaptığı hamasi ve aşırı milliyetçi konuşmaları ve davranışlarıyla onları etkilemeyi başarır ve grupta çözülmeler başlar. Güçlü İngiltere’yi ülkeye gelen ve yerleşen yabancılar mahvetmektedir. Ekonomik zorlukların ve işsizliğin temel nedeni yabancılardır, bir an önce bu düşmanlardan kurtulunmalıdır. Kahraman babası İngiltere adına savaşırken öldürülmüş olan Shaun acaba hangi tarafta yer alacaktır?

Aylak, sorumsuz, ağızlarından küfür, ellerinden içki, sigara ve ot eksik olmayan başıboş gençler üzerinden antifaşist, antimilitarist ve hümanist bir hikaye ancak bu kadar anlatılabilirdi. Film, asıl hikayesinde ilerlerken yan hikayelerle de senaryosunu güçlendiriyor. Örneğin Shaun’un karşı cinsle iletişim ve ilişki kurma çabaları, gençliğin kontrolsüz, savruk yaşamlarının perde arkasındaki nedenler…

Çok önemli, çok kaliteli bir film bu. Sakın kaçırmayın...
https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/441933175840301/

28 Haziran 2012 Perşembe

La faute a Fidel! / Blame It on Fidel! / Fidel'in Yüzünden (2006) - Julie Gavras


1970 sonbaharında Anna dokuz yaşındadır. Gazeteci annesi Marie, zengin bir İspanyol aileden gelen avukat babası Fernando, kardeşi François ve her şeyini kaybetmesinden Castro’yu sorumlu tutan Kübalı dadısı ile Paris’te yaşar. Rahat ve huzurlu yaşamlarına düşen tek gölge, İspanya’da faşist Franco yönetimine karşı mücadele veren eniştedir. Komünist olması nedeniyle, evde eniştenin adı dahi anılmamaktadır.

Ailenin burjuva yaşamı, eniştenin öldürülmesi ve bu olayın ardından, eşi ve çocuğunun İspanya’dan kaçarak yanlarına sığınmasıyla altüst olur. O güne dek İspanya’daki duruma tepkisiz kalan Anna’nın babası, derin bir suçluluk duygusuna kapılır. Eşiyle birlikte Şili’ye ideolojik bir yolculuk yapar ve dönüşte geniş ve bahçeli evlerini bırakıp küçük bir apartman dairesine taşınırlar. Ateşli siyasi aktivistlere dönüşen anne-babasının yeni dünyası, Anna için farklı anlamlar taşır: Ev değiştirmek, düzensizlik, dadısını kaybetmek ve yeni yüzler... Evleri günün her saati sakallı adamlarla dolar; annesi kadın haklarını savunan bir kitap yazmaya girişir; babası ise “faşist” bulduğu Mickey Mouse’u okumasını yasaklar.

Filmdeki dokunaklı öğe, küçük kızın alışık olduğu eski yaşam biçimini yenisi içinde eritmeyi başaramaması, hatta buna güçlü bir tepki sergilemesidir. Çatık kaşlarıyla etrafında olan biteni kavramaya çalışan Anna, çoğu zaman yaşından beklenmeyecek bir olgunluk sergiler. Tıpkı ailesiyle katıldığı bir gösteride, üzerlerine atılan gözyaşı bombasının sisi ile sarmalandığında olduğu gibi…

Film, Türkiye de dahil tüm Avrupa’yı derinden etkileyen 1970-71 arası dönemi ve yaşanan radikal değişimleri Anna’nın kişisel öyküsüyle bağdaştırıyor. Kadın hakları adına verilen mücadele, faşist darbeler, emperyalizm karşıtlığı… Bu olayların fon oluşturduğu film, çatışan ideolojiler, sınıf, ulus, cinsiyet, din ve aile bağları gibi konuları küçük Anna’nın bakış açısından anlatıyor.

“Fidel’in Yüzünden”, ünlü yönetmen Costa Gavras’ın (Kayıp) kızı Julie’nin çektiği ilk sinema filmi. 1970’lerin atmosferini, küçük bir kızın gözünden çarpıcı biçimde yansıtan yönetmen, katı müdahalelerde bulunmayarak özellikle Anna rolündeki Nina Kervel’in çok zor bir rolde son derece başarılı bir performans sergilemesini sağlıyor. Anne rolünde ise Gerard Depardieu’nün kendisi kadar ünlü kızı Julie Depardieu var.


https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150947461343929&set=o.285196264847327&type=3&theater

27 Haziran 2012 Çarşamba

Grbavica / The Land of My Dreams / Esma'nın Sırrı (2006) - Jasmila Zbanic


Esma ve Kızı...Bosna’lı Jasmila Zbanic’in yazıp yönettiği, binlerce dramatik hikâyenin yaşandığı Bosna savaşında 20.000’den fazla kadının sistematik bir şekilde tecavüz edilmesinin 15
yıl sonraki izlerini ortaya koyuyor...Saraybosna’nın Grbavica semtinde 12 yaşındaki kızı ile yaşayan Esma, 90’lardaki savaşın ardından kendilerine yeni bir hayat kurmak istemektedirler. Bir gece kulübünde garsonluk yaparak kızına bakmaya çalışan Esma, uzun ve yorucu iş saatleri yüzünden kızı Sara ile yeterince ilgilenememektedir. Babasının savaş şehidi olduğu söylenen Sara, bir gün kendisinden yıllardır gizlenen bir gerçeği öğrenir. Anne kız ortaya çıkan korkunç sırrın ardından ilişkilerinde yeni bir döneme gireceklerdir...2005 yılında son anda katıldığı Berlin Film Festivali’ndne büyük ödül olan “Altın Ayı” dâhil, üç büyük ödülle dönen, bir savaş sonrası draması “Grbavica”. Savaşların her zaman en çok acısını çeken kadınların ve çocukların acısı üzerine söyleyecek sözleri olan bir film...Avrupa sinemasının örneklerinden bir tanesi olan bu film, başrolündeki Mirjina Karanoviç’inde sergilediği muhteşem performans ile izlemeye değer bir yapım.

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150945566948929&set=o.285196264847327&type=3&theater 

8 Haziran 2012 Cuma

Wristcutters: A Love Story / Pizzeria Kamikaze / Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikayesi (2006) - Goran Dukic

 
Filmin açılış sahnesinde,kahramanımız Zia, Tom Waits'in dead and lovely şarkısı-acayip güzel bir parçadır ayrıca-eşliğinde odasını toplar ve bileklerini keserek intihar eder. İntiharın çözüm olmadığını akabinde görür çünkü gözünü, sadece intihar edenlerin var olduğu ,gerçek dünyadan farkı olmayan bir"öteki dünyada" açar.Hatta bir pizzacıda çalışır,barlara takılır,ev arkadaşı edinir. Her şeyin sıkıcı,bıktırıcı ve tek düze olduğu bir anda kız arkadaşı Desiree’nin de intihar ettiğini öğrenir. Elektro gitarına bira dökerek intihar eden başarısız bir rock şarkıcısı ve ısrarla bir yanlışlık sonucu orda olduğunu savunan bir otostopçu ile Desiree’nin peşine düşer.
2006 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nün sahibi olan bu son derece ilginç filmi yeni izledim ve senaryosu,oyunculuğu ve müthiş mizah anlayışıyla bu sene izlediğim en iyi filmler listesinde üst sıralara koydum.Kaçıran varsa mutlaka göz atsın derim.Ben çok keyif alarak izledim.
https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/366962566670696/