8 Haziran 2012 Cuma

Wristcutters: A Love Story / Pizzeria Kamikaze / Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikayesi (2006) - Goran Dukic

 
Filmin açılış sahnesinde,kahramanımız Zia, Tom Waits'in dead and lovely şarkısı-acayip güzel bir parçadır ayrıca-eşliğinde odasını toplar ve bileklerini keserek intihar eder. İntiharın çözüm olmadığını akabinde görür çünkü gözünü, sadece intihar edenlerin var olduğu ,gerçek dünyadan farkı olmayan bir"öteki dünyada" açar.Hatta bir pizzacıda çalışır,barlara takılır,ev arkadaşı edinir. Her şeyin sıkıcı,bıktırıcı ve tek düze olduğu bir anda kız arkadaşı Desiree’nin de intihar ettiğini öğrenir. Elektro gitarına bira dökerek intihar eden başarısız bir rock şarkıcısı ve ısrarla bir yanlışlık sonucu orda olduğunu savunan bir otostopçu ile Desiree’nin peşine düşer.
2006 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nün sahibi olan bu son derece ilginç filmi yeni izledim ve senaryosu,oyunculuğu ve müthiş mizah anlayışıyla bu sene izlediğim en iyi filmler listesinde üst sıralara koydum.Kaçıran varsa mutlaka göz atsın derim.Ben çok keyif alarak izledim.
https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/366962566670696/

2 Haziran 2012 Cumartesi

Das Weisse Band / The White Ribbon / Beyaz Bant (2009) - Michael Haneke

 
Bir başyapıt diyemesem de, çok kaliteli bir Haneke filmi. 2009 yılı Avusturya – Almanya – Fransa – İtalya ortak yapımı. Bol ödüllü bu film, 2009 yılı Altın Palmiye sahibi, en iyi yabancı film dalında da Oscar’a aday olmuştu. Haneke’nin bu yılki Cannes’da Altın Palmiye kazandığı Amour filminden bir önceki filmi. (Amour’u henüz izlemedim, izleyince onu da paylaşacağım.)

Film 1913 yılında, 1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Almanya’nın kuzeyindeki bir kasabada yaşanan gizemli olayları anlatıyor. Kasaba okulundaki öğrencilere sıra dışı cezalar verilmektedir. Ayrıca kasabanın gündelik olağan yaşamı bozulmuş durumdadır. Şiddet olayları, derin bir kuşku atmosferi ve arkası gelmeyen suçlamalar…

Paranoyanın egemen olduğu bu kasabada Haneke özellikle eğitimin faşizme yöneliş sürecindeki etkilerini irdeliyor ve bunu yaparken de soyutlamalara ve felsefi tartışmalara girmeyip kasabanın gündelik yaşamından belirgin kesitler sunmak suretiyle basit bir anlatımla yapıyor. Filmin siyah beyaz çekilmiş olmasının gizemli ve tekinsiz atmosfer kurgusunu çok güçlendirdiğini de eklemeliyim.

İzlenmesi gereken bir film.
https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/424558390911113/

1 Haziran 2012 Cuma

Gran Torino (2008) - Clint Eastwood

 
2008 yılı ABD – Almanya ortak yapımı bir film. Yönetmeni ve baş oyuncusu Clint Eastwood. Her şeyiyle tam bir Eastwood filmi. Yaşlı kurt “One Man Show” yapıyor adeta. Yaşına rağmen yine sert, yine güçlü, özgüveni yine tavanda.

Clint Eastwood bugüne dek çok sayıda unutulmaz karakteri canlandırdı. İddia ediyorum, bu filmde canlandırdığı Walt Kowalski karakteri en unutulmazlarınızdan biri olacaktır. Eastwood’un en iyi performanslarından biri.

Eşini yeni kaybetmiş bir Kore gazisi olan Walt Kowalski yalnızlığı seven, huysuz ve ırkçı bir yaşlı adamdır. Yarım asırdır yaşadığı evinin sokağında yaşayan Uzakdoğu’lulardan nefret etmekte ve onları işgalci olarak görmektedir. Uzakdoğulu bir genç yeni girdiği bir çetenin liderini etkilemek için Kowalski’nin emektar Gran Torino’sunu çalmaya yeltenince onu yakalar. Arabayı çalamadığını duyan çete genci cezalandırmak için sokağına gelir ancak Kowalski onlara çiftesiyle ateş açar. Niyeti genci kurtarmak değildir, çete üyelerinin çimlerine basmasına sinirlenmiştir.

Hasbelkader kurtardığı gencin ailesi ve akrabaları Kowalski’ye şükranlarını sunmak için verandasına hediyeler bırakmaya başlar, onu evlerine davet ederler. Nefret ettiği bu insanlardan kendi ailesinden görmediği yakınlığı gördükçe Kowalski değişmeye başlar. Bu arada çete gencin peşini bırakmamaktadır. Kowalski’nin artık oğlu gibi gördüğü genci korumak ve çeteyi alaşağı etmek için kendi planı vardır. Çiftesini alıp çetenin inine gider.

Sakın kaçırmayın…
https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/424207414279544/