19 Şubat 2012 Pazar

A Beautiful Mind / Akıl Oyunları (2001) - Ron Howard


Bir dahinin heyecan dolu öyküsü olan A Beautiful Mind, bir matematikçi olan John Forbes Nash Jr.ın gerçek hayat hikayesinden esinleniyor. Yakışıklı ama bir o kadar egzantrik olan Nash henüz oldukça gençken büyük bir keşfe imza atmış ve bir anda uluslararası üne sahip olmanın eşiğine gelmişti. Fakat Nash'in olağanüstü dehası şizofreni engeliyle karşı karşıya kalmıştı. Diğer birçoğunu yok eden zorluklara karşı Nash savaşmayı denedi ve karısı Alicia'nın büyük desteğiyle 1994'te Nobel Ödülünü kazandı. Yaşayan bir efsane olan Nash şu anda da çalışmalarına devam etmekte.
Yıl 1947'dir ve John Forbes Nash Jr. (Russell Crowe), matematik mastırını yapmak için Princeton'a gelir ve Princeton'ın en prestijli grubu olan Ivy Leauge'e girer. Nash'in buraya uyum sağlaması kolay olmayacaktır çünkü sosyal konulardaki detaylar ya da derslere katılmak onun için pek anlam ifade etmemektedir. Onun tek bir amacı vardır: tamamıyle orjinal bir düşünce bulabilmek. Ancak bunu yapabildiğinde kendisinin bir önemi olacağına inanmaktadır.
Princeton'ın matematik bölümünde acımasızca devam eden bir rekabet vardır ve Nash'in sınıf arkadaşları onun başarısızlığını görmeyi dört gözle beklemektedirler. Yine de ona tahammül etmekte ve farkında olmadan onu başarı yolunda tahrik etmektedirler. Bir gece onlarla birlikte bir barda eğlenirken, arkadaşlarının sarışın bir kıza gösterdikleri reaksiyon Nash’in dikkatini çeker. Aralarındaki rekabete yakından tanık olduğunda uzun zamandır beklediği şeye, kendi büyük teorisine ulaşır. Nash'in "rekabetin matematiği" teorisi modern ekonominin babası sayılan Adam Smith’in doktrinlerine tam anlamıyla zıttır ve bu durum 150 yıldır inanılanın terkedilmesine yol açmanın dışında Nash'in hayatını da sonsuza dek değiştirecektir.
Nash daha sonra MIT'de araştırma ve öğretim görevlisi olur ama bu onu tatmin etmez. Bilim II. Dünya Savaşı'nda Amerika'nın en büyük kurtarıcısı olmuştur ve Nash şimdi soğuk savaşın galibi olma yolunda önemli bir rol oynamaya can atmaktadır. Bu arzusunu gerçekleştirebilmesini sağlayacak teklif William Parcher'dan gelir. Parcher, Nash'i düşmanın kodlarını kıran adam olarak çok gizli bir görevde kullanmak istemektedir.
Nash, bu işe balıklama atlar ama bir yandan da MIT'deki görevine devam etmektedir. Ve hayatı boyunca üzerinde hiç kafa yormadığı bir konuyu yani aşkı ona ilk kez yaşatacak olan Alicia Larde adındaki fizik öğrencisiyle de burada tanışır.
Nash, Alicia ile evlenir ama ona Parcher'la çalıştığı gizli görevden bahsedemez. Çalışma, gizlilik ve tehlike elbet bir gün Nash'e zarar verecektir ve o gün geldiğinde Nash kendini saplantılar ve kuruntularla dolu bir dünyada koybolmuş bulacaktır. Hastalığın tıp dilindeki adı ise paranoik şizofrenidir.
Kocasının içinde bulunduğu durum yüzünden harap olan Alicia, yenik düşmüş bir dahiyi sevmenin zorluğu altında ezillirken savaşmaktan vazgeçmeyecektir. Her yeni gün daha büyük zorluklar getirse de Alicia aşık olduğu bu karizmatik adamın bir an bile olsa dikkatini çekebildiğini gördüğünde ona olan bağlılığı yeniden güçlenmektedir. Onun bu bitmeyen aşkı ve inancı sayesinde John Nash tedavisi imkansız denen bu hastalığa karşı savaşmaya karar verir.(film.com.tr'den)

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150593488073929&set=o.285196264847327&type=3&theater

14 Şubat 2012 Salı

Barney's Version / Benim Hikayem (2010) - Richard J. Lewis

 

Bazı filmler başından sonuna kadar sizi kolunuzdan tutar yaşadıklarınız yanında hayallerinizle de oynar durur. Hani, bir durum karşısında kalsanız, böyle yapardım diye tasarladığınız hikayelerden bahsediyorum, bir insanın yaşadığı doğru yada yanlış uzun bir hayat hikayesi. İşte bu film sizi kolunuzdan tutup toz toprak sürükleyecek bir film.
Hızla ve daha fazla yormadan…
Paul Giamatti, ilk olarak kardeşim sayesinde ulaştığım Görkemli Hayatım (American Splendor) filmi ile karşıma çıktı. O günden beridir “özellikle” başrol oynadığı tüm filmleri izlemek istiyorum. Harika bir film di. Bu filmin sonrasında “Benim Hikayem” (Barney’s Version) ile Paul Giamatti filmlerimin 2. sini izlemiş oldum. Devamı gelecek…

Paul Giamatti, herkesin tam anlamı ile tanımadığı fakat çoğu sinema severin-sevmeyenin evine konuk olmuş ünlü bir aktör olup gişede başarı göstermiş filmlerde de boy göstermiştir. Örneğin; The Hangover 2, Sihirbaz, Cinderella Man, Maymunlar Cehennemi, Vay Anam Vay, Aydaki Adam, Truman Show, Er Ryan’ı Kurtarmak ve Köstebek gibi.
Ve daha fazla yorulmadan…
Film Paul Giamatti (Barney Panofsky) ‘nin hayatından kısa bir dönemi anlatan gerçek bir hikayeden alınmıştır. Her ne kadar diğer web sayfalarında “2 kadın arasında kadan 1 adamın komik hikayesi” denilse de Barney, seçimlerinde tamamen özgür kaliyor. Arada kalmak yerine, hayat arkadaşını bulduğunu zannettiği an, malesef düğün günü asıl hayat arkadaşını görmesiyle ve anında buna karar vermmesiyle devam ediyor. Arada kalıp karar verememek gibi bir endişesi olmayan Barney, aksine etik olarak hatalı olsa da kendi dünyasında yaptığı şeyin, tüm hayatını olumlu yönde etkileyeceğini bilir ve kararının arkasında durur.
Azcık Spoiler
Evlilik konusunda pek başarılı olamayan Barney’in ilk evliliği tam bir başıboşluk ve sorumsuzluluk sonucu ortaya çıkan bir durum sonrası gelişir fakat, yaptığının yanlış olduğunu göz göre göre üzerine ilerleyecekken ilahi adalet acı da olsa onu bu hatadan alıkoyar.
İkinci evliliği ve aynı gün… Yüzükler takılmış, aileler kaynaşmış… Bir kadından istenebilen hemen hemen tüm özellikler bulunup toplanmış ve imzalar atılmışken “O” çıkar karşısına.  Henüz evli olan Barney, zamanı geri alabilme lüksü olmadığından (olsa yapacak kadar kararlıdır) yüzük parmağında hayata devam eder.
Spoiler Biter

Devam eden bu hayat kendi hayalindeki hayatı değildir aslında. O ana kadar “Bu” dediğiniz şey, bir anda ikinci plandadır ve asl olan orada bir yerlerdedir… Nerede olduğunu biliyorsun ulaşamıyorsun, tadını alıyorsun doyamıyorsun, bakıp görüyor ama konuşamıyorsun. Bir insan bu haldeyken kolayca çıldırabilir…
Filmden daha fazla bahsetmek yerine “2011 yılında izlediğim en iyi filmler arasındaydı” diyerek kendimi bu ızdıraptan kurtarmak istiyorum. İlk defa izlediğim bir film sonrası rahatsızlık çekiyorum.
Neden?
Film oldukça kaliteli, eğlenceli olmasının yanı sıra hayat ile süslenmiş, keyif verici bir senaryoyla beslenmiş ve iyi oyunculardan kurulu bir film. Böylesi güzel bir atmosferi anlatamamak, yazamamak yada içimdekileri tam olarak paylaşamamak endişesi ile yazıyorum. Umarım filmi izlemenize vesile olabilirim. Sonrasında  Paul Giamatti ismini kesinlikle tavsiye ederim. Bu arada, Dustin Hoffman‘da canlandırdığı baba karakteri ile harikaydı.

We Need to Talk About Kevin / Kevin Hakkında Konuşmalıyız (2011) - Lynne Ramsay

 
Bütün kötülüklerin açıklamasını bir dış etkene bağladığımızda ,durum çözüm bulamadığımız bir şey bile olsa çoğunlukla iyi hissederiz kendimizi.Bu dayanma gücü verir "seni dövüyorum çünkü beni de dövdüler" "öfkeliyim çünkü.." Bir açıklamasının olduğuna inanmak insana dünyanın tanıdık bir yer olduğu hissini verir ve rahatlatır.Ama kötülüğün bir açıklaması olmadığını,sadece doğduğunu ,büyüdüğünü adeta hazırlandığını öğrendiğinizde sizin yakınınızda olmaması bile güvenlik hissi vermez.Klasik "kötü tohum" filminin ötesinde huzursuz edici.Rahatta izlenen filmlerden değil ama izlemeye değer.
https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/349355598431393/
Xxy (2007) - Lucia Puenzo


15 yaşındaki herkesin başından geçen ergenlik, hormonlar, dostluk, cinsellik, uyum sağlama, büyüme gibi konulara bambaşka açıdan yaklaşarak adeta bir belgesel / biyografi tarafsızlığı ve yalınlığı ile çekilmiş güzel film. güzelliği belki teklifsiz içtenliğinden, belki sizin bihaber olduğunuz bir halden / bir ötekilikten bahsederken sizi içine alıp yüreğiniz kadar aklınıza dokunmasında yatıyor. 

Gençlerin hainliğini, sevgisizliğini, aile olmayı, koruma güdüsüne de dokunuyor. film olmamış belgesel olmuş. çünkü sanki içinde minimum yapaylık, minimum rol yapma var. genç oyuncular bile sanki rol yapmıyor adeta yaşıyor. 


Yönetmenin kadınsı duyarlılığını ve içinize işlettiği şefkati hissetmeden duramıyorsunuz. sanırım herkes için bir film değil ama bilinçli veya bilinçsiz karşısına oturduğu herkesi içine alacak kadar duyarlı bir yapım olmuş.(eksisözlük.com)


https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150583515123929&set=o.285196264847327&type=3&theater

12 Şubat 2012 Pazar

La zona / Yasak Bölge (2007) - Rodrigo Pla

 
"Mülkiyet, hukuk ve devletin bütün içeriğidir ve aynı zamanda sivil toplumun temelidir. Güvenlik ise sivil toplumun en yüce toplumsal kavramıdır, toplumun tümünün yalnızca, üyelerinin her birinin kişiliği, hakları ve mülkiyetinin korunmasını garanti altına alan polis (kamu otoritesi) kavramıdır. Güvenlik kavramı, sivil toplumun kendi bencilliğini aşmasını getirmez. Güvenlik tersine, bencilliğin sigortasıdır." Karl Marx

La Zona.. Sadece şu giriş sahnesi bile yeterince şey anlatıyor. Muhakkak izlenmesi gereken, olağanüstü bir film. Önerisi için Nail Bey'e sonsuz teşekkürler. Biraz geç oldu ama izleyebildim sonunda.
https://www.facebook.com/groups/285196264847327/permalink/347476098619343/